Devlet Bahçeli'den Maduro açıklaması: Şimdi anlaşıldı mı Terörsüz Türkiye'nin önemi
ABD'nin operasyonuyla eşiyle birlikte ülkeden çıkarılan Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun ardından konuşan Devlet Bahçeli, "Karayip korsanları film seti Venezuela'da kuruldu. Maduro'nun iktidardan uzaklaştırılma şekli de tanıdık" dedi.
MHP Lideri Devlet Bahçeli'den Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde partisinin grup toplantısında konuştu.
İç siyaset olduğu kadar dışardaki gelişmeleri de değerlendiren Bahçeli'nin gündeminde Maduro vardı.
ABD'nin operasyonuyla eşiyle birlikte ülkeden çıkarılan Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun ardından açıklamalar yapan Bahçeli, 15 Temmuz darbe girişimi ile benzer olduğunu söyledi.
İç cepheyi güçlendirmenin ve Terörsüz Türkiye sürecinin önemine de bir kez daha vurgu yapan Bahçeli, şöyle devam etti;
"MADURO’YA KARŞI YAPILAN GAYRİMEŞRU VE HUKUK DIŞI SALDIRIYI LANETLİYORUZ"
Konuşmamın başından itibaren vurguladığım 21. yüzyılın ikinci çeyreğinin daha ikinci gününde, tarihte belki de hiç tesadüf edilmeyen bir haydutluk, bir korsanlık, bir insan kaldırma ve kaçırma vakası yaşanmıştır.
Beyaz perdede ya da televizyonlarda izlediğimiz Karayip Korsanları filmi, resmen ve alenen tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşmiş; film seti Venezuela’nın başkenti Karakas’ta kurulmuştur.
Öncelikle seçimle göreve gelmiş, egemen eşitliği uluslararası camiada hukuken tescillenmiş Venezuela Devlet Başkanı Maduro’ya karşı yapılan gayrimeşru ve hukuk dışı saldırıyı nefretle, şiddetle ve her yönüyle sadece kınamıyor; topyekûn lanetliyoruz.
Bu ayıp, bu ahlâkî yıkım, bu zalimlik, bu hukuk tanımazlık, bu insan hakları karşıtlığı, bu kabalık, bu skandal eylem, bu mütehakkim zorbalık; hiç kimseye hak değildir, hiçbir ülkenin de imtiyazı olamaz.
"TARİHİ EŞİK"
Sayfalarını ileriye doğru çevirmeye başladığımız 21. yüzyılın ikinci çeyreğinin ilk grup toplantısını gerçekleştiriyoruz.
Bu tarihî eşikten geleceğin ufkunu, güçlenmiş ve güncellenmiş, taptaze irade ve haysiyetimizle kavrıyor ve kuşatıyoruz.
Konuşmamın başında, muteber ve müstesna heyetinizi kemal-i hürmet ve muhabbetle selamlıyor, Rabbimden hepinize kolaylıklar ve başarılar diliyorum.
"KÜLTÜR COĞRAFYAMIZIN FEDAKAR İNSANLARINA ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM"
Her zaman olduğu gibi; gözü ve kulağı bizde olan, dualarında bizleri daima hatırlayan, üç hilali yüreğinin gönderinde sallayan; televizyon ekranları, sosyal medya platformları ve radyo kanalları vasıtasıyla yurt içinden ve yurt dışından bizleri takip eden aziz vatandaşlarımıza; aynı tarih kulvarında, ortak hatıralarımızın, inanç ve kültür bağlarımızın derinlere nüfuz eden miras ve emanetini taşıyan, daha mühimi kardeşliğin meşalesiyle aydınlanan gönül ve kültür coğrafyalarımızın vefakâr ve fedakâr insanlarına şükranlarımı sunuyorum.
"YENİ MİLADI YILI KUTLUYORUM"
En başta, toplantımıza teşrif eden sizlerin şahsında; bununla müntehiç Büyük Türk Milleti’nin, Türk-İslam âleminin, barış, huzur ve refah yoksunluğundan mütevellit yaşama enerjisi gittikçe tükenen insanlık ailesinin yeni miladî yılını kutluyorum.
Timur’un Anadolu’da dört nala ilerleyiş kaydedip hâkimiyet alanlarını genişlettiği dönemde, Yıldırım Bayezıt’ın bir çoban kavalının yanık sesinden esinlenerek şunları söylediği rivayet edilmektedir:
“Çal bre çoban, çal! Ne canın yandı, ne ciğerin dağlandı. Ertuğrul gibi oğlun mu öldü, Sivas gibi şehrin mi yıkıldı?”
Bütüncül zaman telakkisiyle ifade ve iddia edebilirim ki, bu topraklar üzerinde görülen ve gösterime sokulan felaketlerden zaferlere kadar her ne yaşanmışsa, maşerî vicdanda mahfuz ve mahkûmdur.
"SÜPER GÜÇ TÜRKİYE"
Tarihin açıklı kıvrım noktalarından canımız yansa da, ciğerimiz dağlansa da; felaketler tıpkı arı kolonisi gibi üzerimize olsa da, millî varlığımızın ve muazzez vakarımızın minnetsiz muhafazası, üstün azim ve cesaretle sağlanmıştır.
Yeni yüzyılın zorlu etaplarını birer birer geçerek; geçmişin çağrısını geleceğin çehresiyle birleştirmek, ecdadımızın hükmünü evlatlarımızın haysiyet ve hürriyetiyle örtüştürmek müşterek gaye olarak önümüzdedir. Milliyetçi Hareket Partisi, bu gayenin her yönüyle şuurundadır.
Cumhur İttifakı, bu gayenin icra ve ifa amacındadır. 21. yüzyılın ikinci çeyreğini Türkiye ve Türk Milleti’nin lehine çevirmek mümkündür. Bu istikametin rotasında, kararlı adımların birbirini dengeli şekilde takip ve temin etmesi asıl olmalıdır.
Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın bereket vadisinde muazzam gelişmelere imza atmak; ülkemizi ve milletimizi hayal ve hedeflerimizin müstesna sınırlarına taşımak elimizde ve imkânlarımız dahilindedir. 21. yüzyılın ikinci çeyreği bizleri 2053’e, yani İstanbul’un Fethi’nin 600. yıl dönümüne götürecektir.
Bu tarihteki ulaşılabilir stratejik hedefimiz, bugün atacağımız güçlü temellerle süper güç Türkiye’yi inşa etmek olmalıdır. Ayakları yere basan, analitik ve gerçekçi bir fikir tezekkürüyle diyebilirim ki; yeni yüzyıl, süper güçle tahkim edilmiş bir Türkiye’ye gebedir.
"KUTLU DOĞUM GERÇEKLEŞECEK"
Bu kutlu doğumun gerçekleşmesi, Türk milletinin mucizesinin beşeriyeti sarmasına yol açacaktır. Adalet, ahlâkiyet, insaniyet, merhamet, cesaret, hakkaniyet ve fazilet; medeni kuvvet ve merkeziyetinden dünyanın saygı ve hayranlığını kazanacaktır.
"SÜREÇ UZUN VE SANCILI OLABİLİR"
Söz konusu uzun soluklu süreç sancılı olabilir. Ağır sorun ve sıkıntıların gölgesi üzerimize düşebilir. Velakin “iman varsa imkân vardır” diyerek; insan varsa eşref-i mahlûkattır, bacası tütüyor diyerek; zirveler kartalsız, coğrafyalar bozkurtsuz, gönüller Kızıl Elmasız olmaz diyerek yürüyeceğiz, yükseleceğiz. Elhak, muzafferliğin mührünü bu yüzyılın alnına vuracağız.
"SÜPER GÜÇ TÜRKİYE’NİN ENGELLENMESİ DİYE BİR ŞEY SÖZ KONUSU OLAMAYACAKTIR"
Yüklerini atmış, bağımlılık katsayısını azaltmış; ekonomik büyüme, sosyal gelişme ve millî bütünleşme mihverinde zincirlerini parçalamış; kalkınma ve gelişme dinamiklerini eş zamanlı hayata geçirmiş millî ekonomimizle kutuplaşmayı törpüleyip kucaklaşmayı takviye ve teşvik eden ahlâkî temizlikle çerçevesi çizilen; köklü siyasal ve demokrasi kültürümüzle, asırlara sari olmasının yanında kudret ve kifayetle harcı karılan felsefesi, teamülü, gelenekleri ve hepsinin öncesinde hukuki vasfı ve hükümran mazisiyle dünya çapında muharrik ve müteyakkız farkla sivrilen Türk devlet ve yönetim müktesebatımızla; “Ölürsem şehit, kalırsam gazi” diyen şerefli millet fertlerinden mürekkep büyük Türk milletiyle; sanayiden tarıma, turizmden doğal kaynaklara, eğitimden sanata, enerjiden ulaştırmaya kadar dev bir potansiyel olan Türk gençliğiyle; çevremizde birleşip istikrar, güven, gelecek, kardeşlik, barış, zenginlik ve huzur vaat eden Türk kuşağıyla; önü alınan değil, ön alan ve önce olan; dar seçeneklere sıkışıp kalan değil, daima seçenek üreten, hamle üstünlüğünü kazanan; durgunluk yerine vızır vızır hareket içinde seyreden, donmak yerine akışta demetlenen; arabulucu ve yatıştırıcı özellikleriyle ihtilaflı tarafları buluşturabilen, dahası bir masa etrafında toplayabilen yeni yüzyıl diplomatik vaziyet ve vizyonumuzla, savunma sanayiinde altın çağımızla birlikte; sabrın ve şükrün kümesinde inançla değer üreten Türk markalarını dünyanın her yerine götüren; ekmeği büyüten, erdemi teşmil eden; yeni nesil teknoloji katılımlarını kendi sahalarına uyarlayabilen müteşebbis ve iş insanlarımızın caydırıcılığıyla; kahramanlığı, inancı, vatan sevgisi ve mücadele kabiliyeti destansı seviyede bulunan asker ve polisimizle; nihayet terörü hayatımızdan sürüp çıkaran, Terörsüz Türkiye hedefinin adım adım gerçekleşmesiyle biliniz ki başaramayacağımız hiçbir şey yoktur, yapamayacağımız hiçbir şey yoktur.
Süper Güç Türkiye’nin engellenmesi diye bir şey söz konusu olamayacaktır. İşte Milliyetçi Hareket Partisi, bu anlayış ve ahlâkî mizan kapsamında; şevkle, özveriyle, özgüvenle ve özdisiplin içinde çalışıp sahadaki siyasî ve psikolojik üstünlüğünü korumaktadır.
"HAYIRLI GÜNLER KOMŞUM ZİYARETLERİ"
24 Ekim 2025 tarihinde başlattığımız “Hayırlı Günler Komşum” ziyaretleriyle, “Derdim derdimizdir” sohbet toplantıları mucibince bugüne kadar; 81 il, 963 ilçe olmak üzere toplam 49.725 program yapılmıştır.
Ne diyeyim, hepinize helal olsun diyorum. Alayınızı canıgönülden kutluyorum. Bu çalışmaların ikmal, idare ve idamesinden doğrudan sorumlu olan Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Prof. Dr. Edip Semih Yalçın ile birlikte; Başkanlık Divanı üyelerimize, Merkez Yürütme ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerimize, siz değerli milletvekillerimize, il ve ilçe başkanlarımıza, belediye başkanlarımıza ve tüm dava arkadaşlarımıza takdir ve teşekkürün en hassını paylaşıyorum. Bundan sonra da aynen ve artan tempoyla yola devam diyorum.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı; solan yüzleri canlandıran, kalplere yuvalanmış hüzünleri her cephede kovan ve dağıtan; nasırlı çilenin izleriyle bezenen kahrılı elleri şefkat ve sevgiyle tutan; göz pınarlarından oluklar hâlinde inen yaşları sabırla silen; dertlere derman olamasa bile onlara ortak olmayı vecibe sayan; tam kapsamlı bir yanlışsızlığın, tavizsiz bir irade bıçkınlığının, tartışmaya kapalı nitelikli dürüstlüğün ve samimiyetin siyasetteki ahlâk markasıdır.
"ULUSLARARASI HUKUK UZUN SENELERDİR ÇÖP TENEKESİNİN DİBİNDE"
Aziz dava arkadaşlarım, değerli misafirler; meşhur filozof Platon’a atfedilen şu sözle, gündemdeki mahut ve malum gelişmeleri ele alma düşüncesindeyim.
Şöyle diyor Platon:
“Bir insanı zorda bırakmak istiyorsanız, ona bir tanım sormanız yeterlidir.” Bugünkü tablosuyla iç karartan, iflasın ve imanın kıyısında adeta can çekişen, hatta fiilen ve hukuken entübe edilen uluslararası müesses nizamı içine kaydığı feci ortamla eklemleyerek tanımlasaydık, acaba en isabetli tarifi nasıl yapardık?
Hakikatin simasıyla kavram ve kelimelerin can evine nüfuz etsek bile, “yeni dünya düzeni” masalını; azgınlaşan Siyonist-emperyalist küstahlığı ahlâk, adalet ve hukuk ölçeğinin evrensel parametreleriyle izah etmek kâbil midir?
Bal yapmayan arıların kovanı gibi uğuldayanların palavralarını bir kenara bırakırsak; gerçekten bugünkü kaotik ve despotik dünyanın tanımı kolayca yapılacak cinsten değildir. Esasen uluslararası hukuk uzun senelerdir çöp tenekesinin dibindedir.
İkinci Dünya Savaşı’nı müteakip, küresel emperyalizmi doymak bilmeyenler; ne hak tanımış, ne hukuk bilmiştir. İnsanlık tarihinin geneline ışık tuttuğumuzda; askerî, silah ve teknoloji üstünlüğüne sahip ülkelerin daha ceberrut, daha tahakkümcü olduğunu sayısız misalle teyit ve tespit etmemiz mümkündür.
Hukukun gücü yerine güçlülerin hukukunun amir ve hâkim olması yeni bir durum değildir. Bu nasıl olur demeyin; maalesef olmuştur. Daha olacakların da önü açıktır. İnsan hakları bilinmez bir yerdedir. Meçhul bir zehirle mahzende kilit altındadır ve ölüme terk edilmiştir.